Meis Adası, Yunanistan,2015

Meis, Megisti
Kahramanlar Turizme ait Kaş-Meis adası turumuza hoş geldiniz. Bir akşam annemin teklifi ğzerine hemen yapmış olduğum ufak araştırma neticesinde Yunanistan’a geçmeye karar verdik. Ne de olsa pasaportumuzda uzun süreli Schengen vizemiz olduğunuz için bu fırsatı değerlendirelim dedik. 

Sabah 7.30’da Kalkan’dan çıktık Kaş’a saat 8.05 gibi vardık ve biletlerimizi acentadan alıp pasaportlarımızı tslim ettik. Her şey o kadar kolay ki bizim uğraşmamıza bile gerek kalmadan giriş-çıkış mühürlerimiz deniz polisi tarafından pasaportumuza basılmıştı.
Saat tam 10’da feribotumuzu beklemek için limana geçtik ve soyadı sırasına göre tek tek feribota alındık ve yolculuğumuz başladı. Yolculuk dediğime bakmayın emin olun Beşiktaş-Kadıköy arası 45 dakika sürüyorsa bizim seyriseferimiz sadece 20 dakikaydı. 
Kartondan yapılma evleri andıran güzellikte bir manzara bizi karşıladı. Açıkçası öncesinde gştmeye gerek var mı, Kalkan’da denizime girerdim diye süşünürken her zamanki gibi Yunan büyüsü bizi de esir aldı. Aslında bu Yunanistan’a dördüncü gelişim. Kardeşim ve babamın tam bir Yunanistan aşığı olduğunu söylememiştim değil mi:) öyle ki kardeşim temel seviyede Yunanca dahi konuşabiliyor. Ancak şimdi kendisi Chicago’da olsa da kalbi de aklı da burada biliyorum.
Nerede kalmıştım, evet Meis Yunancasıyla Megisti küçücük bir ada. 30 dakika içinde tüm adayı dolaşabiliyorsunuz. Önce ufakça bir ada keşfi yaptıktan sonra burada ünlü olan Blue Cave diğer adıyla Mavi Mağara ve St. George Plajına gitmek için bir deniz taxi ile anlaştık. Kişi başı gidiş 

dönüş 10 Euro olacak şekilde önce Mavi Mağara’ya doğru sürat teknesine bindik. Tam denize açıldık ki benzinin bittiğini anlayıp öylece kalakaldık. Neyse ki tekneci amcamızın yedeği sağlamdı da hemen depoyu fulleyip devam ettik. Mavi Mağara nereden baksan Meis’e 20 dakika uzaklıkta inanılmaz bir keşif. Mağaraya sadece tekne girebildiği için, hepimiz giriş ve çıkışta teknede boylu boyunca uzandık. İçeriye sadece küçük bir delikten güneş ışığı girdiği için deniz suyunu aydınlatan masmavi bir görüntü ortaya çıkıyor. Ben cesaret edemediğimden girmedim lakin anlatılmayacak güzellikteydi. Ardından tekneci amcanın hadi hadi nidaları eşliğinde St.George Beach’e geçtik. Burada saat 2’de bizi alması için sözleştik ve tam saat 2’de oğlu bizi almaya geldik. Burası da küçük bir beach club, kumsalı yok ama deniz akvaryum misali. Yer yer kayalık yer yer yosun yemyeşil bir deniz. Ne Akdeniz’in tuzu ne de Ege’nin soğuğu, bambaşka bir şey bu. Hatta uzaklara açılmayı sevmeyen babam bile bizimle oldukça fazla yüzdü. Denizden çıktıktan sonra da zaten vakit gelmişti ve tam 5 dakikada Mais merkeze geri döndük.

Annemle Yunanistan menümüz olan Greek Salata ve Kalamar’ın ardından sanırım adı Svordu olan bir balığı yedik. Parmaklarımızı da yedik desem yalan olmaz:) hatta balığın derisi ve kılçığından da minik bir kedi de nasiplendi. Restoran sahibi o kadar şeker ve komik bir adamdı ki bizim için masaya gelen arıları dahi kovdu. Ardından da Çipras 

muhabbeti yapınca, karımla konuşun o Çiprasçı dedi:) En sonunda çektiğimiz selfie ile de saat 3.30 oldu. 
Yeri gelmişken bizim bankanın şubesini Kaş’ta bulamadığımız için yanımızda sadece Türk lirası aldık, hem hediyelik eşya hem yemek hem de deniz taksi paramızı ödedik. 
Sonuç olarak pasaportunuzda geçerli bir Schengen vizesi varsa neden Yunan adalarını keşfetmiyoruz 

🙂

Yorum bırakın