72 Saatte Abu Dhabi Dubai

Her sey Wizzair’in yapmış olduğu Kasım ayi indirim kampanyası ile başladı. Hem çok soğuk bir kış gerçeği hem de vizesiz olması nedeniyle( Azerbaycan vatandaşları için 01.07.2023 tarihinden itibaren Birleşik Arap Emirlikleri vizesiz) Bakü Abu Dhabi uçak biletleri izi aldık. Tabii ki de yol arkadaşım en yakın arkadaşım, yoldaşım Dinonun dogumgunu olması da bizim farklı ülkede dogumgunu kutlama geleneğimizi yerine getirmemiz için çok önemliydi. Şimdi gelelim gezimizi hem komik hem de unutulmaz yapan noktalara. Öncesinde dikkat etmeniz gereken noktaları anlatıp devamında da bizim Speedy Gonzales programımız hakkında bilgi vereceğim.
◦ Havalimanında asla para bozdurmayın biz Abu Dhabi havalimanında bozdurduk. Her ne kadar komisyonsuz deseler de 100 USD için vergi komisyon dahil 50 dirhem kaybediyorsunuz.
◦ Havalimanı çıkışında 7/24 hem Abu Dhabi merkeze hem de Dubai Ibn Battuta Stationa giden otobüsler var. Biz her ne kadar geldiğimiz gün Dubai’ye geçeriz desek de hem uçağın geç olması hem de iş günü sonrası yorgunluktan 1 gece Abu Dhabide kaldık.
◦ Otobüs biletini arrival kısmında Halifat Travel Card alarak halledebilirsiniz. Turist kartı olduğundan ücreti 1 dirhem ve 10 gün geçerli kâğıt kart. Şayet daha uzun süreli kartlar da mevcuttu. Şehir içi yolculuk 2 dirhem.
◦ Mesafeler inanılmaz ve inanılmaz derecede uzun. Mesela kuş uçuşu haritada yakın gördüğünüz yer 26km olabilir ve oraya ulaşmaniz otobüsle 80-90 dakika civarina ulaşır. Dubai’de trafik vardı ama Abu Dhabi çok daha sakindi.
◦ Abu Dhabi havalimanından E102 ile Dubai Ibn Battuta stationdan gidebilirsiniz. Ücreti 25 dirhem ve Dubai Noi kart geçerli. Ama airport expresse binerseniz ücreti 35 dirhem ve sadece nakit para kabul ediliyor.
◦ Sakız çiğnemek kesinlikle yasak. Zaten toplu taşımada da uyarılar yapiliyor.
◦ Abu Dhabi, Dubai’den daha ucuz ama ülke olarak oldukça pahalı. Kısa bir örnek Mc Donald’s kahvesi 11 dirhem, kahvaltı menüsü 23 dirhem. KFC menüleri 20 dirhemden başlıyor.
◦ Dubai Marinada Roasters kahvecisinin hem kahveleri hem de kruvasanları oldukça lezzetliydi. İki kahve 1 kruvasan 90 dirhemdi.
◦ Groupon.ae kullanmanızı tavsiye ederim.2 kişilik Safari turunu Al Barsha’dan karşılama dahil saat 14.00-21.00 arası için yemekle beraber 86 dirheme satın aldım. Dubai’de almak isterseniz otelden ya da turizm şirketlerinden kişi başı 150 dirhemden başlıyor. Çok güzel yemek ve kahvaltı fırsatları da olmasına rağmen sadece zamanımız az olduğundan denetlemedik.
◦ Dubai’de hostelde kalmayın. Hepsini neredeyse Hintliler işletiyor ve temizlik seviyesi ne yazık ki yerlerde. Biz Dubai Marinada Booking’den 9.4 almış bir hostelde kalmamıza rağmen ne bir şey yiyebildik ne de banyoyu kullanabildik. Oteller de tabii ki de oldukça pahalıydı. Şehirden 26-28km uzaklıktaki otellere de bakınca şehre gelmek için saatlerce yolda olmanız gerektiğini unutmamak lazım.

◦ Ben gelmeden önce her yerde ücretsiz wifi olduğunu okuduğumdan internet satın almamıştık ama birazcık hata yaptığımızı anladık) Şayet e-sim paketlerini oldukça uygun fiyata online alabilirsiniz çünkü public mekanlardaki internetten arama yapamıyor ve konuşamıyorsunuz.

Gelelim programımıza. Biz Perşembe gecesi Abu Dhabi’ye iniş yaptık ve otelimize yerleştik. Abu Dhabi havalimanından şehir merkezine gece saatlerine kadar A2 gece ise N2 numaralı otobüsler ile ulaşabilirsiniz. Biletler hakkında detaylı bilgiyi yukarıda vermiştim. Otelimize yerleştikten sonra çevrede olan fast food zincirleri 7/24 açık olduğundan bir şeyler atıştırmıştık.

Sabahında otelimiz Corniche Plajının sahilinde olduğundan sabah kahvaltımızdan sonra-kendimiz kek çay meyve ile geçiştirdik, sahilden yürüye yürüye Plaja geldik. Oldukça sakin olduğundan güzelce güneşlendik, Şubat ayının ilk 10 günü deniz için birazcık soğuktu. Devamında da yemek yemek için plajın hemen yukarı tarafında bulunan World Trade Center içindeki alışveriş merkezinde Papa Murphy’s de çok güzel pizzalar yedik. Hem çok lezzetliydi hem de oldukça ekonomikti. Yemekten sonra da durağımız en çok merak ettiğim Sheikh Zayed Grand Mosque doğru yola çıktık. Hani derler ya her işte bir hayır vardır diye aslında sabah gitmek istediğimiz programı değiştirip hem gün batımını yakaladık hem de Caminin gece muazzam görüntüsünü gördük. Sadece dediğim gibi otobüsler ya 20 ya da 30dk bir geldiğinden saatler konusunda önceden hesaplama yapmanızı tavsiye ederim. Cami kompleksini ziyaret etmeden önce de mutlaka rezervasyon yapmanızı öneririm çünkü devamında muhteşem bir tura ücretsiz katılabiliyorsunuz. Linki bırakıyorum-https://www.szgmc.gov.ae/en/tour-booking-form Bu formu doldurarak hem Caminin içine girebiliyorsanız hem de Caminin tarihi hakkında da 45 dakikalık çok özel bir tura katılabiliyorsunuz. Cami Cuma günleri namaz saatlerinden dolayı 12-3 arasında ziyarete kapalı onun haricinde her saat başında orta giriş kapısından tur rehberleri ile buluşup tura başlayabilirsiniz. Ziyarete kapalı kısımları gezerken hem çok duygusal hem de çok özel hissediyorsunuz. Biz açıkçası çok büyük bir manevi doyum almıştık. Otopark ücretsiz. Otobüs durakları da hemen kompleksin dışında hatta kahve ve atıştırmalıklar da mevcut. Sadece önemli bir not, kadınların başlarını kapatarak girmeleri gerektiğinden yanınızda eşarbınızı getirmeyi unutmayın. Kıyafet kuralları da zaten web saytda size tek tek gösteriliyor. Kısa kollu, dar, şort vb kıyafetler yasak.

Grand Mosque’dan sonra Abu Dhabi bus stationa gidip Dubai’ye doğru yola çıktık. Otobüsler oldukça rahattı. E101 ve E100 hatlarını kullanarak 1 saat 30 dakikada Dubai Ibn Battuta Station’a ulaşabiliyorsunuz. Hostele geldikten sonra sabah programımız JBR Beach ve kahve kruvasan partimizle başladı. JBR Beach Dubai Marina’da olan public ve ücretsiz plajlardan biri. Şezlong ve duş paralı ancak wcler ücretsiz. Deniz, kum ve güneş harikaydı. Devamında Safari turumuz olduğundan plajda 2 saate yakın kalabildik ve sonrasında Safari için plajdan ayrıldık. Safari turunu daha önceden dediğim gibi Groupon.ae üzerinden satıl aldık. Biz oldukça memnun kaldığımızdan size linkini bırakıyorum.https://www.groupon.ae/deals/desert-king-tourism-15 Safaride dikkat etmeniz gereken birincisi Dubai’den çöl tarafına giden yol uzun yanınıza atıştırmalıklar ve su alabilirsiniz. Bir de çölde geceler soğuk olduğundan yedek kıyafetler de alabilirsiniz yanınıza. Geri kalan her şey zaten mevcuttu. Eğer ki Hint yemeklerine ya da baharatlara karşı toleransınız yoksa o zaman yanınızda yemeğinizi de alabilirsiniz çünkü yemeklerin tamamı Hint mutfağından gelecektir. Safari dönüşü de Dubai Marinanın tadını çıkardık. Ertesi gün yine Abu Dhabi’den döneceğimiz için sabah erkenden uyanıp McDonalds’da kahvaltımızı yaptık. Geri kalan tüm seçenekler oldukça pahalı olduğundan hem doyurucu hem ekonomik seçenek olarak McDonalds gibisi yok diyerek yola çıktık. Burj Khalifa tarafına ne yazık ki zamanımız yetmedi ve next trip olarak planladık hem de yağmur yağmaya da başladığından çok yorulmadan havalimanına yine geldiğimiz yoldan döndük.

Umuyorum ki siz de bizim kadar blogu okurken eğlenmişsinizdir. Dino ile oldukça maceralı anlarımız da vardı ama onlar bize özel kalsın diyerek bir sonraki gezilerimizde görüşmek üzere esenlikler dileriz) Dino, yoldaşlığın ve kardeşliğin için çok teşekkür ederim sana.

Azerbaycan-II-Zaqatala, Qax,Temmuz 2021

Azerbaycan’ı keşfetme yolculuğumuza kaldığımız yerden ve bu sefer programı daha da genişleterek devam ediyoruz. Rotamız bu sefer güzel memleketimin kuzeyinde yerleşen Zaqatala ve Qax bölgesi oldu. Bir önceki gezimizdeki rehber arkadaşların tavsiyesi ile kuzey bölgesinin bu mevsimde hem daha serin olacağı hem de yeşilin tadını doyasıya çıkarabileceğimizi belirtmiş olmaları nedeniyle Temmuz ayının ilk günlerine ayarladık. Hava öğlen ne kadar bunaltıcı ve de 38 derecelere ulaşmış olsa da akşam mutlaka üstünüze bir şey alacak kadar keyifliydi.

Organizasyon adına bu sefer hazır bir turla gitmekten ziyade hem programı hem kalacağımız oteli hem de ulaşımı kendimiz ayarlamaya karar verdik. Açıkçası hem daha kaliteli hem daha dolu hem de daha özgürce tadını çıkarabilme imkanımız oldu. Ama baştan belirtebilirim ki 2 gece bile bu doğaya yetmedi. Kışın veya baharda tekrardan bu bölgeye gelme hakkında konuşmalara yolda başlamıştık bile. Konaklamamız Eco Tourism mottosu ile Sarı Göl-Hope Lake çevresinde 6 evden oluşan Hope Lake Otel’deydi. Otelin manzarası ve konumu muazzamdı ancak seyahatlerde yemekler ve de özellikle kahvaltı çok önemli olduğundan biz o konularda ne yazık ki otelden çok memnun ayrılmadık. Fiyatlar konusunda da ortalamanın üstünde olduğunu, Zaqatala’ya geldiğimizde anladık. Öyle ki biz bir gece için 160 AZN ödediğimizde şehir merkezinde bir aylık evlerin 200-250 AZN-e kiralandığını da öğrenmiş olduk. Aslında tatil sendromuna girildiği zaman bir süre sonra paranın da önemi kalmıyor. Nasıl derler bazı insanlar paralarını yeni araba, yeni mobilya, yeni kıyafetler için biriktirirken ben ise paramı daha fazla seyahat için biriktiriyorum ve bu bana çok büyük bir mutluluk veriyor. Araç konusunda ise 8 kişilik bir Vito araç ile Bakü’den yola çıkarak istediğimiz yerde dura kalka gidip geldik.

Gelelim doğa ile gökyüzünün dansına, reveransına, Zaqatalaya. Kelime anlamı ile rivayetlere göre Kafkaz Albanyasında boylardan biri olan Sak boyunun orman anlamına gelen Tala kelimesinin birleşiminden geldiği düşünülmektedir. Zaqatala hem Gürcüstan sınırında olduğundan hem de birden fazla milletin temsilcilerini barındırdığından alışılagelen bir Azerbaycan rayonunun çok ötesindeydi. Açıkçası ben akşam saat 10’da şehir parkında jazz müzik olmasını veya popcorn satan stantta rock müzik çalmasını çok beklemiyordum. Şehirde üçüncü nesil kahveciler ve dondurmacıları görmek beni çok şaşırttı. Beklediğimin çok ötesinde bir rayon olduğunu ifade etmeliyim. İnsanları da bütün Azerbaycan’da olduğu gibi oldukça misafirperver ve de yardımseverdi.

Zaqatala’da bizim en çok keyif aldığımız şeylerden biri gördüğümüz şelalere üstümüze başımıza bakmadan girmek oldu. Zaten hava 38 derece olduğu için kurumamız da tahmini 20 dakikamızı aldı. Zaqatala Milli Parkının içinde yer alan şelaleye her ne kadar ulaşamasak da-bundan yıllar önce ölümlü bir gezi ile sonuçlandığından biz İlisu Şelalesinin buz gibi tadını çıkardık. Su o kadar soğuktu ki rüzgarın da suyun yönünü değiştirmesinden biran ciğerlerin buz kestiğini hissediyorsun. İlisu şelalesine ya yürüyerek çıkmanız gerek ki oldukça dik, ya üstü açık askeri kamyonlarla ya da arazi araçları ile. Toplamda 20 dakikalık oldukça eğlenceli bir yolculuk ile şelaleye ulaşabilirsiniz. Yüksekliği yaklaşık 75 metreye ulaşan şelale Qax rayonunda bulunuyor. Yeri gelmişken Azerbaycan’da rayonların birbirine yakın olmasından bir rayondan diğerine yaklaşık 30-40 dakika içinde varmış oluyorsunuz.

İlisu Şelalesi

Qax rayonunda bunun yanında görebileceğimiz Ulu Köprü ve Katex nehri ve Alban Kilisesi bulunuyor. Biz Zaqatala’da iken Katex çayının kollarında doğan Gebizdere Şelalesine doğru uzunca bir yol kat ederek muazzam güzelliklere ulaştık. Yanınıza yedek kıyafet ve de ayakkabı almayı unutmayın aksi halde bizim gibi güneşlenmek zorunda da kalabilirsiniz.

Zaqatala turlarında adını sıklıkla duyacağınız diğer iki destinasyondan biri Car Kendi diye adlandırılan yüksek bir tepede yerleşen küçük bir köy. Açıkçası herhangi bir görülecek özelliğinin olmamasının yanında 1-2 tane restoranında oturup çay içebilir veya Gutab yiyebilirsiniz. Gutab Azerbaycan mutfağının nadide yemeklerinden biri-açma hamurun içine yeşillik, et, kabak ile yiyebilirsiniz. İkinci destinasyon ise Lavanta Tarlaları olabilir ancak biz lavantanın hasat mevsimini 2 hafta ara ile kaçırmıştık. Tarlada kalan birkaç lavantanın kokusunu içimize çekerek yolumuza devam ettik.

Rayonlara seyahat zamanında doğa ile bütünleşip eşsiz doğanın keyfini çıkarmak isterseniz Kuzey-Batı bölgesini şiddetle tavsiye ederim. Biz ekipçe çok eğlendik sadece bundan sonraki gezilerimizde musluktan içen suyu içmeme kararı alarak tekrar buluşmaya söz verdik. Sonuç itibariyle bir geziyi de bir şehri de ve de bir ülkeyi de güzel yapan insanlardır. Yol arkadaşlarınızın da en sizin kadar keyifli olacağı seyahatler dilerim.

Katex Çayı

Meis Adası, Yunanistan,2015

Meis, Megisti
Kahramanlar Turizme ait Kaş-Meis adası turumuza hoş geldiniz. Bir akşam annemin teklifi ğzerine hemen yapmış olduğum ufak araştırma neticesinde Yunanistan’a geçmeye karar verdik. Ne de olsa pasaportumuzda uzun süreli Schengen vizemiz olduğunuz için bu fırsatı değerlendirelim dedik. 

Sabah 7.30’da Kalkan’dan çıktık Kaş’a saat 8.05 gibi vardık ve biletlerimizi acentadan alıp pasaportlarımızı tslim ettik. Her şey o kadar kolay ki bizim uğraşmamıza bile gerek kalmadan giriş-çıkış mühürlerimiz deniz polisi tarafından pasaportumuza basılmıştı.
Saat tam 10’da feribotumuzu beklemek için limana geçtik ve soyadı sırasına göre tek tek feribota alındık ve yolculuğumuz başladı. Yolculuk dediğime bakmayın emin olun Beşiktaş-Kadıköy arası 45 dakika sürüyorsa bizim seyriseferimiz sadece 20 dakikaydı. 
Kartondan yapılma evleri andıran güzellikte bir manzara bizi karşıladı. Açıkçası öncesinde gştmeye gerek var mı, Kalkan’da denizime girerdim diye süşünürken her zamanki gibi Yunan büyüsü bizi de esir aldı. Aslında bu Yunanistan’a dördüncü gelişim. Kardeşim ve babamın tam bir Yunanistan aşığı olduğunu söylememiştim değil mi:) öyle ki kardeşim temel seviyede Yunanca dahi konuşabiliyor. Ancak şimdi kendisi Chicago’da olsa da kalbi de aklı da burada biliyorum.
Nerede kalmıştım, evet Meis Yunancasıyla Megisti küçücük bir ada. 30 dakika içinde tüm adayı dolaşabiliyorsunuz. Önce ufakça bir ada keşfi yaptıktan sonra burada ünlü olan Blue Cave diğer adıyla Mavi Mağara ve St. George Plajına gitmek için bir deniz taxi ile anlaştık. Kişi başı gidiş 

dönüş 10 Euro olacak şekilde önce Mavi Mağara’ya doğru sürat teknesine bindik. Tam denize açıldık ki benzinin bittiğini anlayıp öylece kalakaldık. Neyse ki tekneci amcamızın yedeği sağlamdı da hemen depoyu fulleyip devam ettik. Mavi Mağara nereden baksan Meis’e 20 dakika uzaklıkta inanılmaz bir keşif. Mağaraya sadece tekne girebildiği için, hepimiz giriş ve çıkışta teknede boylu boyunca uzandık. İçeriye sadece küçük bir delikten güneş ışığı girdiği için deniz suyunu aydınlatan masmavi bir görüntü ortaya çıkıyor. Ben cesaret edemediğimden girmedim lakin anlatılmayacak güzellikteydi. Ardından tekneci amcanın hadi hadi nidaları eşliğinde St.George Beach’e geçtik. Burada saat 2’de bizi alması için sözleştik ve tam saat 2’de oğlu bizi almaya geldik. Burası da küçük bir beach club, kumsalı yok ama deniz akvaryum misali. Yer yer kayalık yer yer yosun yemyeşil bir deniz. Ne Akdeniz’in tuzu ne de Ege’nin soğuğu, bambaşka bir şey bu. Hatta uzaklara açılmayı sevmeyen babam bile bizimle oldukça fazla yüzdü. Denizden çıktıktan sonra da zaten vakit gelmişti ve tam 5 dakikada Mais merkeze geri döndük.

Annemle Yunanistan menümüz olan Greek Salata ve Kalamar’ın ardından sanırım adı Svordu olan bir balığı yedik. Parmaklarımızı da yedik desem yalan olmaz:) hatta balığın derisi ve kılçığından da minik bir kedi de nasiplendi. Restoran sahibi o kadar şeker ve komik bir adamdı ki bizim için masaya gelen arıları dahi kovdu. Ardından da Çipras 

muhabbeti yapınca, karımla konuşun o Çiprasçı dedi:) En sonunda çektiğimiz selfie ile de saat 3.30 oldu. 
Yeri gelmişken bizim bankanın şubesini Kaş’ta bulamadığımız için yanımızda sadece Türk lirası aldık, hem hediyelik eşya hem yemek hem de deniz taksi paramızı ödedik. 
Sonuç olarak pasaportunuzda geçerli bir Schengen vizesi varsa neden Yunan adalarını keşfetmiyoruz 

🙂

İki Haftada Londra’da Ne Yapılır?-2015 Temmuz

Ne yapılmaz ki diyerekten yazılara başlamayı sevmem ama bir şehri en iyi anlatabilecek cümle kalıplarından biri de bu. Burası Londra, burada hayat 7/24’ten daha hızlı akıyor. Buraya 4. gelişim olmakla beraber en uzun kaldığım süre 15 gün oldu. Londra’yı sayıları az da kalmış olan Londralılar ile yaşamak çok güzeldi. Sabah 7.30 otobüse binip, kahveni alıp, ardından Metro gazeten ile London Undergroundunda 45 dakikalık  yolculuktan sonra Londra’nın Temmuz ayazında evet yanlış duymadınız Temmuzda havanın 12-13 dereceye kadar düşmesine neden olacak soğuk ve yağmurlu günlerinde İngiliz yaşam tarzına uygun bir hayatı yaşama imkanı açıkçası çok iyi geldi. Üstelik çok zor ve yorucu geçen bir senenin ardından..

Esasında Londra’da olma sebebim kardeşimin bir yaz okuluna yazılması ve benim de tesadüfen o zamana denk düşen bir İngiltere vizemin olmasından kaynaklanıyor oluşuydu. Tabii ki de gençlik çalışmalarında derin şükranlarımla sahip olduğum öğrencilik vizeleri son yıllarda çok işime yaramıştı. Velhasıl kelam, öncesinde 1 haftalık AGİT’in Yaz Okulu dönüşünden Viyana-Londra parkurunda British Airways’ı tercih ettim. 

Daha öncesinde İstanbul çıkışlı seyahatlerimde oldukça memnun kalmıştım. Tek sıkıntım geceyi Viyana Havalimanında geçirmemden çıkmıştı ama ona da alışık bünyeye çok da zor gelmedi.

Haftalar öncesinde Booking.com üzerinden Go Native Tower Bridge Apartments’tan konaklamamızı ayarladım. Öncesinde yaşadığımız ufak tefek oda karışıklığını hem rezervasyondan sorumlu görevli hem de otel müdürünün üstün çabalarıyla hallettik. Apart otel aldık çünkü hem yemek yapmamız hem de çamaşırlarımızı yıkamamız hem de az da olsa ev konforunda yaşamamız için böyle bir tercih yaptık. Apart Londra’nın meşhur Tower Bridge köprüsüne çok yakındı.Üstelik yanında da hem TESCO hem Sainburys hem de Co-Operative süper marketleri vardı. Anlayacağınız ideal bir konumdaydı.

Gelelim gezmelerimize. Çok gezdik efendim öncelikle onu belirteyim. Her sabah kardeşimi Paddington’daki SKOLA Okuluna bıraktıktan sonra uzun bir kahvaltı sefasının ardından öğlen 2’ye doğru bütün planlarımız hazır oluyordu. Londra kardeşimin görmek istediği yerlerin en başında geliyordu. O nedenle Londra’nın altını üstüne getirmeye karar verdik.

Öncelikle Londra müzelerinin büyük çoğunluğunun ücretsiz olması en azından kültür-sanat alanında fazla para harcamamıza olanak sağladı. Nereden hesaplasanız bir sterlinin 4 liranın üstünde olması gerçeği ister istemez bütçe dengesini sarsıyor. Londra’da Victoria&Albert müzesi sanat tarihi alanında en önemli müzelerin başında geliyor. Science Museum ve Natural History Museum hem çocuklar hem gençler hem de yetişkinler için harikulade eğlenceli ve de eğitici müzelerin arasında yer alıyor. Şimdiden hatırlatayım özellikle Cumartesi ve Pazar günleri oldukça uzun kuyruklar beklemek zorunda kalabilirsiniz. Ve British Museum, daha önce uğrama fırsatı bulamadığım bu eşsiz güzellikteki müzenin zaten giriş kısmı ve o meşhur beyaz camlı tavanı güzelliği ile sizi cezbedecektir. Özellikle Antik Mısır pavilyonundaki Mumyalar oldukça ilgi çekiciydi.

Bunun yanında tabii Londra’nın birbirinden güzel mutfaklarının sunulduğu restoranları da ziyaret ettik. En güzellerinden biri Rus mutfağını Rus kültürünü yansıtacak özellikleri ile sunan Mari Vanna Restoranıydı. Yeri de oldukça kolay, Kensington’da Harvey Nichols’ın hemen çaprazından yer alıyor, Bentley Oteli’nin de tam karşısında. Özellikle Pelmeni(Rus Mantısı), Sırniki(Vişne reçeli ile sunulan mükemmel bir hamur yemeği) ve Piroşki(Etli ve patatesli mayalı poğaçalar) inanılmazdı. Salataları ve tatlıları hakkında zaten bir şey söylemey gerek yok:)

Kardeşimin biftek ısrarları üzerine internette yaptığım ufak bir araştırma sonucu Gaucho adlı Arjantinli bir restorana denk geldik. Regent Street üzerinde konumlanan Gaucho’da yediğim etin lezzetine sanırım 1-2 defa ya rastladım yada rastlamamışımdır. İtinayla tavsiye ettiğim mekanlardan biridir. Bunun yanında küçüklü büyüklü ziyaret ettiğim İtalyan restoranlarından da oldukça keyif aldık. Zaten İtalyan mutfağı London’un adeta fast-food kanadını oluşturuyor.

İki haftanın sonuna yaklaşırken V&A Museum’da Alexander McQueen özel bir defilesine de katılma imkanı bulduk. Küllerinden doğan bir koleksiyonu yakından görme imkanı bulduk. Müzede her ay birbirinden özel ve güzel sergilerin düzenleniyor olması oldukça ilgi çekici.

İlk Cumartesi günü Greenwich’i ziyaret edip, tesadüfen Greenwich Music Festival’e denk geldik ve George Benson’ı canlı dinleme imkanı bulduk. Çok güzel bir atmasforde güzel bir jazz konserini yakaladığımız için inanılmaz sevinçliydik.

İşte böyle bir rüya ile tamamladık Londra seyhatimiz. Dönüşümüz Azerbaycan Hava Yolları ile Bakü’ye oldu. Muazzam bir servis ile mutlu mesut yuvamıza döndük.

En Sevdiğim Datça

ben datçanın en çok asfalt yollarını sevdim

uçsuz bucaksız giden tek şerit

çam ağaçlarıyla sıralanmış

datçaya giden yollar bozuk

radyo çekmez

araya rum ezgileri karışır.

arabayı sağa çekip sirtaki yapasın gelir.

türkiyenin en batı noktasıdır

yarımada olduğundan meyvesi sebzesi de kendine hastır

burada yediğin domatesi hiçbir yerde yememişsindir.

hele insanları..

sanki yılladır, ahbabındır, dostundur.

datçanın bükleri vardır

ayağını suya sokmaya bile utanırsın

o kadar temizdir ki girmeye kıyamazsın.

datça aşktır, buradan her gidişimde

bir sonraki gelişinin hayalini kurarsın. 2018.

2014 Hindistan

Kulağımda hala bir Hindistan müziği, üzerinde baharat kokuları ve nefesimde taze yaseminler..nerden başlasam. Nasıl anlatsam ki her şey yerli yerinde olsun? Gerçekten de Hindistan’ın resmi turizm sloganı gibiydi her şey, bir rüyaydı ve inanılmazdı. Günlerden bir Mayıs günü, hava sıcak, ODTÜ kütüphanesindeyim, uflaya poflaya tez argümanım ile cebelleşirken işte tam o anda, Yap Zonguldak ve tabiki Sufim bir ilan paylaşır- çok acil! Hindistan’a gitmek isteyen katılımcılar aranıyor. Sonrası çok net değil mi? Kütüphane masamdan depar atışım, dışarı çıkıp Sufi’yi araram ve geliyorum demem. İlk başta bende inanmadım kendime zaten. 19 temmuz akşamı bir hintli ile beraber yolculuk edeceğim 19b koltuğuna oturduğumda ise işte tamam gidiyoruz dedim. Peki ya öncesi? Öncesi şöyle, kim gelecek, nerede kalacağız, nasıl yaşayacağız soruları haricinde aklıma gelen tek şey nasıl hayatta kalacağız ve hasta olmadan dönebilecek miyiz? Şimdi pişmanım, ah pişmanım bunları düşündüğüm için. Hindistan’dan transfer teklifi gelse düşünmeden giderim oysa. İşte böyle bir yer Hindistan.

19B sırasındaki yolculuğa köri kokuları ile zaten başladım. İstanbul’dan yaklaşık 6 saat sürdü uçuşumuz Yeni Delhi’ye. İndiğimizde yerel saat 5.30 gibiydi. Hindistan bizden 2.30 saat ileride. Sabah o saatte hava tam 33 dereceydi.Gerçi benim çocukluğum Mersin’de geçti, bana bir şey olmaz diye dolaşırken ne kadar yanıldığımı gördüm. Abartısız saunaya girmiştik. Size Sufi’yi, Onur’u ve Mert’i tanıtmadım daha:) Bu kadar uzak, uzun ve sonu bilinmeyen yolculuğa muhteşem bir kadın ve de iki tanımadığım adam ile çıktım. Sonrasında kardeşten öte olacak insanlarla..

İndiğimiz anda hemen otel adresi ve taksi bulma derdine düştük. Düşmeseydik de olurdu. Az kalsın bir taksici bizi kaçırıyordu, rekabet çok fazla havaalanında. Hemen üzerinize doğru 10-15 kişi gelip sizi sarıyorlar. Neyse sonra bize havaalanı turu attırdıktan sonra bizi aldığı yere bıraktı da welcome to india dedik. Bindiğimiz ikinci taksinin de vites kolu şoför abinin elinde kalıyordu ama neyse ki vardık otele. Otele gidene kadar sanırım küçük bir hayvanat bahçesine şahit olduk; yolda serbestçe takılan yılanlar, onları oynatan kediler, maymunlar, inekler ve dahası..

Otele geldik de, gezginler bilir genelde tren istasyonun karşısında kalan oteller Asya ülkelerinde pek kabul görmezler. İşte aynısı ve hatta çok daha vahimi Delhi’de. Bu arada bizler Türkiye’den YAP Zonguldak Derneği’ni temsilen bir Avrupa Komisyonu gençlik değişimi projesine katılmak için Hindistan’daydık. Bizim haricimizde İspanya, Romanya, Bangladeş, Nepal ve ev sahini Hindistan’dan katılımcılar vardı. Yaklaşık 25 kişiydik. Odalar hazırlandı. Bekliyoruz. Tabi uzun yol, uykusuz gece. İnsan ne ister? Duş ve dinlenmek. Lakin banyonuzda fare kardeşleriniz varsa ne yapardınız? Ben açıkçası sanırım panik atak hastası oldum o günden sonra. Resepsiyona ışınlanmam ve odayı değiştirme talebim, resepsiyoncu arkadaşlar tarafından önce önemsenmedi, devamında olay çıkarırım dememle değişti. Artık otelin kral odası bizimdi:) Her gece bizim odada oynadığımız oyunlar, muhabbetler paha biçilemezdi. Odamızdan günlük 25’ten fazla şişe çıkması da kaçınılmazdı tabii. En güzeli de çok ama çok misafirperver olan Hint milletinin ve odamızı temizlemeye gelen kat görevlilerin biz eğitimdeyken bizim odamızda oturup muhabbet etmeleriydi:) Biz gelince de aa hoşgeldiniz diyip muhabbetlere bizi de katmaya çalışıyorlardı. Eğitim konumuz Green Youth Citizens olmasına rağmen, Hindistan’da insanlara yeşili ve temizliği sormak gerçekten de çok ama çok manidardı. İnsanlar ekmek bile bulamazlarken bizim derdimiz farkındalık yaratmaktı, ki bunu da başardık bir ölçüde. yeri gelmişken Hindistan’da yaşayan 1,5 milyar insanın %57 günlük geliri 1 dolardan bile daha az. Sonuç şu ya IBM, Apple, Microsoft çalışacak kadarsın yada açlıktan ölecek kadar. Ortası yok.

Geldiğimizin ilk günü oteldeki resepsiyoncu arkadaşlarla anlaşarak kendimize ultra lüks, klimalı bir taksi kiraladık ve görebileceğimiz yerleri göstermesi için rehberlik etmesini istedik. Yaklaşık bir gün için taksiciye ödediğimiz para 4 kişi için sanırım 50 Türk lirası civarındaydı. Parlamento Binası, India Gate, Humayun’s Tomb ve tabiki de devletin işlettiği kumaş dükkanları.. Tam bir Hint masalı gibiydi. İlk günden zaten sıfırları tüketip, kredi kartlarına geçtik ama eşsiz güzellikte sariler, masa örtüleri ve şallar aldık. Onur ve Mert ise Hindistan’a özgü olarak aldıkları siyah poşuları kafalarına bağladılar. Ardından ellerimiz dolu, mutlu ve umutlu olarak otelimize döndük. Çünkü otelde akşam yemeği yiyecektik. Evet aslında yemek oldukça güzeldi. Lavaş salatalık 8 günün tek öğün mönüsüydü. Tabii god bless Mc Donald’s. Eğer onun tavuk burgerları olmasaydı sanırım şuan bu yazıyı yazamayacaktım. İlerleyen 8 günde tek yediğimiz şey tavuk burgerdi. Et değil çünkü inekler kutsal Hinsitan’da. Her gün öğle aralarında fırsat buldukça Delhi’yi keşfe çıkıyorduk. Bir gün Delhi’nin en büyük tapınaklarından biri olan Kızıl Tapınağa gittik, bizim için orası fareli tapınaktı esasen. Çıplak ayakla girdiğimiz tapınakta-tabii ki Onur ben hayatta girmem dediği için biz üç silahşör yağmurdan sonra ıslak mermerde sessiz sessiz, ortamın ruhani havasını bozmadan tam Budalardan birine yaklaştığımız sırada fırlayan fareciklerle, mermerde adeta ice skating yaparak kaçtık. O arada Onur kayboldu, onu mafyanın kaçırdığını düşündük neler neler oldu. Neyse 15 dakika sonra fotoğraf çektiği yerden geldi de şoku atlatmış olduk. Hindistan’daki gerçeklerden biri de turist iseniz ve yanınızda değerli makinalar varsa çok sık gaspa uğrayabileceğinizdi. Bir sonraki gün meşhur Red Fort’a gittik. Gerçekten de devasa kırmızı duvarların ardında saraylar ve eski bir şehir var. Biz kapanışa yetiştiğimiz için ışık gösterisi altında, 3.sınıf çocuğunun yapacağı laser tutmayı seyredebildik, daha doğrusu fotoğraflar çekilip gittik. Halka karıştık, tapınakçıları izledik, pazarlara girdik, ama korkmayın bir şey yiyip içmedik. Hatta Mert’in teorisine gore su içeceğimize kola içmeliydik çünkü asitliydi ve mikropları öldürürdü. Onur da katkı yaparak içeceklerimize asla buz koydurmadı, sonuçta hangi sudan buzun yapıldığı belliydi. Günler gerçekten hızlıca geçerken son günümüzde, muhteşem Tac Mahal’e ayırdık. Ne yazık ki ertesi günün sabahı vatana döneceğimiz için Agra’yı gezemedik ama yine de Tac Mahal her şeye bedeldi. Tam 6 saat gidiş, 6 saat dönüş yoldaydık. Açtık ve susuzduk ama değerdi çünkü bir hayaldi, bir ümitti ve aşktı. Çok güzel olmasına rağmen, gittiğimiz saatte gölgede 50 derecenin olması ve şişelerdeki suyun buharlaşması ile gerçek muson iklimini yaşadık. Ama sonuç olarak Tac Mahal inanılmazdı!

Bu kadar gezdik, gördük ama doyduk mu? Ben hayır. Yine olsa yine gidicem ama tabi şartlarımı biraz daha düzelterek mesela daha çok yıldızlı otellerde kalarak. Ama bana kalan Hinsitan’dan çok güzel ve özel dostlar oldu. Hiç tanımadığım insanlarla hiç bilmediğim bir yola çıkmak çok cesurcaydı ama hayatımın en iyi ve en uyumlu ekibiydi. Öyle ki diğer tüm ekipler bizim gruba gıpta ile bakıyordu.

Unutamayacağım şeyler kapsamında, rikshalar ile olan seyahatlerimiz. 100 rupiden başlayıp, 10 rupi ile pazarlıkta sona erdirip 4 kişi seyahat edişlerimiz, her gece oynadığımız oyunlar, harika muhabbetler ve gülüşlerimiz. Benim için en paha biçilemez anlar, güldüğüm insanlarla paylaştıklarımdır. Bir de her seferinde aynı noktada duran, Hintli kız çocuklarının-ki aylarca ayakkabı giymedikleri ve kıyafetlerinin olmadığı belli, en son gün bizimle arkadaş olmalarıydı. İlk gün para istediklerinde vermediğimiz zaman bizleri tırmalarken, son gün yanımıza yaklaşan başka çocuklardan bizi korumaya başlamışlardı.

Dünyada yapılacak çok iş ve gezilecek çok yer var. Bu vesile ile tekrardan YAP Zonguldak Derneği’ne, Sufime, Onuruma ve Mertime çok çok teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. Her şey sizinle güzeldi ve yaşanabilirdi.😍

Tiflis

Merhaba! Bu satırları Tiflis Havalimanından yazıyorum. Bugün itibariyle 30. Ülke ziyaretimi tamamladım. Neden bir blog açmaya karar verdim? Çünkü Tiflis sokaklarında yürürken hangi konularda iyi olduğumu ve hangi alanlarda kendimi geliştirmek istediğimi düşünürken seyahat etmekten, seyahat planı yapmaktan ve insanlar ile geziler hakkında konuşmaktan mutlu olduğuma karar verdim. Gelelim Tiflis’e. Neden bu kadar geç burayı kesfettigime hayıflandım. İnsan hep en yakınındakini en sona bırakır ya onun gibi bir şey işte bu. Ben yola tek başıma çıktım. Aslında seyahatlerimin önemli bir kısmını ailem ile beraber yapiyorum. Annem ve babam tam bir ekip arkadaşı ve gezgin. Zaten bu keşfetme merakını da onlardan aldım. Kiz kardesim zaten dünya vatandaşı olduğu için ekibim sağlam. 7 ay önce Baku’ye tasindigimda aklımdaki en önemli konu seyahatlere devam etmek olmustu. Aklımda da Gürcistan, İran, Kazakistan ve Özbekistan vardi. İlk seyahatimi tamamlayıp kocaman bir tick işareti koyabilirim.

Güneşin doğuşuna şahit olmak..

Hava Durumu
Ben 8-11 Kasım tarihleri arasında ziyaret ettim. Hava öğlen 20 derece gece ise 5 dereceye kadar inebiliyordu. Öğle saatlerinde neredeyse t shift ile gezerken sabahın erken saatleri ve gece ise Columbia montum hayat kurtardı. Ancak yanınızda bir şal veya atkı almanızı tavsiye ederim şayet gece rüzgar çıkma olasılığı var.

Para

Gürcistan’ın para birimi Lari, GEL olarak geçiyor. 1 Amerikan doları 2.96 GEL olarak bozdurulabilir. Ben tren garında iner inmez 20 dolar kadar bozdurup geri kalanını şehirde bozdurumum demiştim. Açıkçası tren garı ile şehir merkezindeki exchange büroları arasında fark neredeyse yok gibiydi. ancak havalimanına dikkat edin çünkü oldukça düşükten bozuyorlar. Türk lirasını veya azerbaycan manatını da değiştiren exchange ofisleri var ancak dolar veya euro alırsanız yanınıza daha rahat edersiniz.

Yeme-İçme

Gürcistan efsanelerde anlatıldığı kadar ucuz gelmedi ancak çok da pahalı değildi. Örnek vermek gerekirse 1 fincan Americano 3 GEL, 5.8 Türk lirasına denk geliyordu. Khaçapuri- meşhur Gürcü peynirli börekleri 2-3 GEL arasında değişiyordu. Açıkçası bir kişi için harço çorbası, 5 adet khingali ve 1 kadeh kırmızı şarap için 19 GEL ödemiştim.

Khaçapuri

Güzel yemekler, güzel şaraplar ve güzel tatlılar için Tiflis ideal bir şehir.

Kharço çorbası, khingali ve enfes kırmızı şarap

Ulaşım
Tren ile geliş, Bakü’den tam 20.40’da ayrılan tren Tiflise yaklaşık saat 10.30 gibi vardı. Azerbaycan tarafındaki gümrükte işlemler ne kadar hızlı olsa da Gürcistan gümrüğünde yaklaşık 2 saat bekledik. Gümrükte beklerken her ne kadar WC kullanımı yasak olsa da kompartman amirinden izin alıp kullanabilmistim. Aldığım vagon ve sınıf türü SV olarak adlandırılan vagon. Kompartman 2 kişilik. Tren hareket ettikten kısa bir süre sonra görevli mis gibi kokan ve poşetlerin içerisinde bir havlu bir yastık yüzü bir nevresim ve bir tane de çarşaf getiriyor. Ayrıca kompartmanda bir adet şilte, 2 yastık ve 1 yorgan da mevcut. 220v priz girisi, okuma lambasi ve genel lambalar oldukça komforlu. Gece seyahat etmek ise paha biçilemez. Yildizlar, rayların sesi ve karanlık.. bagajları koymak için hem yatakların altında hem de kompartman giriş kapısı üstünde geniş alanlar mevcut. Bilet fiyatı ise oldukca makul 57.2 azn. Online olarak da bu siteden alınabiliyor biletler. Sadece tren saatine en az 1 saat kala online biletinizi  tasdiklettirip, biletinizi almak gerekiyor. 

SV Vagonu


Havalimanı TAV tarafından işletiliyor. Birkaç çay kahve cafe var ancak havalimamin hem çıkışında küçük bit büfe var. Oldukça lezzetli simitleri içerdekinden 1/4 fiyatına satıyor. Ben çayımı ve simidimi alıp içerde yemiştim. 
Dönüş biletimi hem zaman kaybetmemek hem de ertesi gün ise yetişebilmek adına 90 manata bagajsız Buta Airlines ile aldım. Kelimenin tam anlamı ile bagajsiz keza elinizdeki telefon bile el bagajı sayilabiliyor! Ben az eşya aldigimdan ve ust uste kıyafet giyme rekorunu ailede elimde tuttugumdan açıkcasi küçücük bir çantaya 30 Usd vermektense 2 kot ve 8 tshirtu üst üste giydim. Bir sweat bir eşofman üstünü de geçirdim. Beremi de kafama taktiktan sonra bu iş bitti benim için:) uçağa bindikten sonra da tek tek soyunmaya başladım.

Trende hem okuma ışığı ve hem de 3 tane elektrik prizi de mevcut.
Çarşaf ve nevresimler.

Gezilecek Yerler Hakkında

Diğer blog sayfalarından biraz farklı olmakla birlikte ben çok detaylı olarak gezdiğim yerlerden bilgi vermek yerine genel olarak havayı solumanız konusunda bilgiler vermeye çalışacağım. bENİM Tiflis için ayırdığım 2 tam gün ve 2 gece vardı. 2 gün içerisinde 48 KM yol yürümüş olmamdan da anlaşılacağı gibi şehri yürüyerek keşfettim. Toplu taşıma şehir içinde gerek otobüs gerekse de metro hatları ile oldukça kullanışlıydı. Metro girişinde satılan 2 GEL bedelindeki kartlar ile hem teleferik hem otobüs hem metro hem de fünikülerden faydalanabilirsiniz. İngilizce konuşma seviyesi yaşlı kuşakta neredeyse yok gibi, Rusça ise siyasi nedenlerden dolayı kullanılmadığından el kol hareketleri ile anlaşabiliyorsunuz. Toplu taşımaya bir biniş 0.50 GEL. Teleferiğe biniş ise 2.50 GEL. 90 dakika içindeki aktarmalar ise ücretsiz, bunu yanlış bindiğim otobüsten başka bir otobüse bindiğim zaman fark ettim. Bir de Gürcistan’daki toplu taşıma yatırımlarının büyük bir kısmı Avrupa Birliği fonları ile hayata geçmiş olduğundan(bunu her otobüste yapıştırılan Co-Funded by European Commission stickerlarından anlayabilirsiniz) otobüsler oldukça yeni ve teknolojik. Tam şarjımın bittiği anda oturduğum yerde USB portu görmem beni oldukça mutlu etmişti.

Eski şehirde bir kilise.
Teleferikten görüntü.
Tamada Heykeli. Gürcü sofrasını (supra) idare eden kişi. Kadeh kaldırma sırasında söz söylemek ve sofrada geleneksel kurallara uyulmasını sağlamak onun işidir. Entelektüel, güzel söz söyleme yeteneği olan, şarap içmeye dayanıklı ve otorite sahibi kişiler arasından seçilir. Ev sahibi veya yemeği veren kişi tamadayı seçer ve sonra kendisi de onun belirlediği kurallara uyar.(Vikipedi)
Sameba Katedrali

Şehri gezerken mutlaka grafitileri de görmeye özen gösterdiğim için sokak sanatını nerede bulabileceğim konusunda ufak bir araştırma yaparım. Tiflis’te de hemen hemen tüm alt geçitlerde grafitiler ile karşılaşmanız pek olası. Eski şehir tarafından sonra sırasıyla gezdiğim yerler şöyleydi;

  • Mother of Georgia ve Narikala Kalesi
  • Sülfür Hamamları ve Cuma Camiisi
  • Bambis Rigi Sokağı( bu sokak üzerinde canlı müzik olan restoranlarda yemek yiyebilir ve şarabınızı yudumlayabilirsiniz)
  • Metehki Köprüsü ve Metehki Kilisesi
  • Dry Bridge Eskiciler Pazarı( Sovyetler Birliği dönemine ait eski paralar, pullar, madalyalar ve eski basım kitap ve plakları inceleyebilirsiniz. Bana Paris’teki Sen Nehri kıyısındaki kitapçıları hatırlatmıştı.)
  • Özgürlük Meydanı
  • Rustavali Caddesi(Alışveriş caddesi, Rustavali Metrosu çıkışında çok güzel yağlı boya tabloları sanatçılardan satın alabilirsiniz.)
  • Gürcistan Parlemento Binası(sağ tarafından yukarı doğru çıkan yolu takip ederseniz fünikülere ulaşabilirsiniz.)
  • Kachueti Church-Kashveti Kilisesi
  • Mtatsiminda Parkı
  • Barış Köprüsü

Rike Park’tan binebileceğiniz cable car(🚡 ) ile Narikala Ormanına çıkabilir ve yukardan Tiflis’in keyfine varabilirsiniz. Ben havanın kapalı olmadığı ve öğle saatlerinde çıktığım için manzara çok güzeldi. Ormanın sağ tarafında ayrıca ormanın aşağı tarafına doğru kayarak gidebileceğiniz bir nevi jumping aktiviteleri de mevcut.

2 gün içerisinde girdiğim kiliselerde toplam 11-12 tane nikaha şahit oldum ve evlenen gençlerin yaş ortalamasının oldukça düşük olması da ilgimi çekti. Neredeyse seri üretim hızında gerçekleşen nikahlar çok ilginçti.

Sülfür Hamamları

Her ne kadar fotoğraf makinam ile Tiflis’i ziyaret etmek istesem de hem yer darlığı hem de tek başıma seyahat etmemden bu gezimi telefon ile tamamlamaya karar verdim. Fotoğraflar çok da kötü çıkmadı, manuel ayarlardan bazı değişiklikler ile bu fotoğrafları çekebildim.

Saat kulesi, her saat başı mekanik olarak bir melek raylardan süzülüp çanı çalıyor.
Saat kulesi, her saat başı mekanik olarak bir melek raylardan süzülüp çanı çalıyor.

Nelere Dikkat Edelim?

Gürcistan gayri safi milli hasılanın çok yüksek olmadığı bir post-Sovyet ülkesi olmasından metro giriş ve çıkışlarında, otobüs duraklarında çok fazla dilenci görebilirsiniz. Ne yazık ki insanlar ısınmak için sokakta çeşitli şeyleri yakarak ısınmaya çalışıyorlar. Hırsızlık ve gasp konusunda özellikle kalabalık yerlerde dikkatli olmak gerekir- bu kural tüm turistik şehirler için geçerli. Dil konusunda metrolarda hem Gürcüce hem de İngilizce tabelalar mevcut. Yine de gitmek istediğiniz yeri önceden not etmeniz önemli olacaktır. Şehrin neredeyse büyük kısmında ücretsiz internet mevcut-Tbilisi Loves You adıyla. Hayatı oldukça kolaylaştırmıştı.

Taksiler pahalı değil, ben Bakü’de de BOLT aplikasyonunu kullandığım için Tiflis’te te zorluk çekmeden kullandım. BOLT, UBER gibi bir taksi çağırma uygulaması. 10 Kasım’da Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğindeki Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ü anma etkinliğine giderken kaybolduğum yolda, çağırdım taksici tek bir soru sormadan haritadaki adrese beni ulaştırmıştı.

Hollanda menşeli SPAR Süpermarketler şehrin çeşitli bölgelerinde 7/24 açıktı. Wine House’lar da aynı sistem ile çalışıyordu. Ben marketten 5 GEL’e tatlı bir şarap almıştım, tadı inanılmazdı. Restoranlarda bir kadeh şarap ise 10 GEL’den başlıyor, tabii ikisinin keyfi başka.

Konaklama konusunda ise Booking üzerinden bir apart kiraladım. 2 gecelik konaklamaya 15 Euro ödedim, Özgürlük Meydanı’na 200 metre uzaklıkta, çok şirin bir balkonu olan tek odalı bir aparttı. 5 odalı bir apartman dairesinin 1 odasını kiralamış gibi oldum. Tek kişi gittiğinizde oldukça kullanışlı. Ancak aile veya arkadaşlar ile gidildiğinde ayrı girişi olan bir apart daire kiralamak daha kullanışlı olabilir.

Tuğla evler.

Son olarak, Tiflis güzel konserler, güzel etkinlikler ve güzel yemekler için mutlaka tekrardan ziyaret edeceğim bir yer olarak aklımda kaldı. Baharda tekrardan ziyaret etmek ümidiyle şehirden oldukça mutlu bir şekilde ayrıldım. Şimdi sırada hayalini kurduğum diğer şehirler var 👀

Sokak Sanatçıları
Barış Köprüsü